15:01 TSI 01 Eylül 2005 Perşembe
Amerika Birleşik Devletleri’nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad, Irak Anayasa Taslağı üzerinde yeni görüşmeler yapılabileceğini söyledi.
BAĞDAT - Büyükelçi Halilzad, Sünnilerin itirazlarını gidermek üzere Anayasa Taslağı üzerinde yeni görüşmeler ve yeni değişiklikler yapılabileceğini belirtti. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi, mevcut metnin nihai metin olarak değerlendirilemeyebileceğini kaydetti.
Şiiler, Kürtler ve Sünniler arasında Anayasa Taslağı konusunda yeni görüşmeler yapılıp yapılmadığı bilinmiyor. Ancak Halilzad’ın açıklamaları, Bush yönetiminin bütün tarafların tek bir metin üzerinde uzlaşması için çabalarının sürdüğü şeklinde yorumlandı.Hafta sonunda Anayasa Hazırlama Komitesi’nin Şii ve Kürt üyeleri, Sünnilerin desteği olmasa da bir taslak metin üzerinde anlaşma sağlandığını açıklamıştı. Bazı Sünni partilerse yandaşlarına 15 Ekim’de yapılacak referandumda Anayasa’ya hayır oyu kullanmaları çağrısında bulunmuştu.
Cumartesi, Eylül 03, 2005
ABD: ‘Erdoğan’ın Irak yaklaşımı doğru’
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Eric Edelman, Başbakan Erdoğan’ın Irak hakkındaki görüşlerini doğru yaklaşım olarak nitelendirdi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:01 TSI 01 Eylül 2005 Perşembe
WASHINGTON - Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Washington askeri ataşeliği tarafından duzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsıyonuna katılan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Edelman, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan makalesini değerlendirdi.
Edelman, “Yüzde 100 katılmasam da, dile getirilen görüşler, dogru yaklaşım” dedi.Erdoğan makalesinde Türkiye’nin Irak’taki terör ve istikrarsızlıktan derin endişe duyduğuna dikkat çekmiş ve “Mevcut atmosferde, Iraklıların çoğu yeni bir düzen arayışındayken, şiddet ve terörden yana olanlar, durumdan yararlanmaya çalışmaktadırlar” ifadesini kullanmıştı. Başbakan, Irak’ın PKK ya da El Kaide fark etmeksizin, teröristlerin eğitim alanı haline gelmesine izin verilmemesi gerektiğini vurgulamış ve “Bu suç grupları, benim ülkemde de canice saldırıların sorumlusudur” dedi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:01 TSI 01 Eylül 2005 Perşembe
WASHINGTON - Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Washington askeri ataşeliği tarafından duzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsıyonuna katılan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Edelman, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan makalesini değerlendirdi.
Edelman, “Yüzde 100 katılmasam da, dile getirilen görüşler, dogru yaklaşım” dedi.Erdoğan makalesinde Türkiye’nin Irak’taki terör ve istikrarsızlıktan derin endişe duyduğuna dikkat çekmiş ve “Mevcut atmosferde, Iraklıların çoğu yeni bir düzen arayışındayken, şiddet ve terörden yana olanlar, durumdan yararlanmaya çalışmaktadırlar” ifadesini kullanmıştı. Başbakan, Irak’ın PKK ya da El Kaide fark etmeksizin, teröristlerin eğitim alanı haline gelmesine izin verilmemesi gerektiğini vurgulamış ve “Bu suç grupları, benim ülkemde de canice saldırıların sorumlusudur” dedi.
New York Times: Barzani zaferinin tadını çıkarıyor...

Amerika’nın The New York Times gazetesi Irak Anayasası’nın Mesut Barzani’nin zaferi olduğunu ifade etti. Dexter Filkins imzalı haberde, "Eski Gerilla lideri" olan Mesut Barzani’nin bugünlerde "en yeni zaferinin tadını çıkardığını" ifade edildi. Haberde, Barzani’nin yeni Irak anayasası ile Kürtler’in talep ettiği hakların hemen hemen tamamını aldığı belirtildi. The New York Times gazetesi, 15 Ekim’de oylanacak yeni anayasa ile Kürtler’in pek çok federal yasayı değiştirebilecek hale geldiğini ve hatta federal vergiler ile ilgili düzenlemeler de yapabileceklerini belirtti. Habere göre, yeni anayasayla, Kürtlerin ilan ettiği bölgesel hükümetin 1992 yılından bu yana ilan ettiği tüm yasalar da geçerli olacak. New York Times gazetesi, bu durumun aslında 1991 yılından bu yana kurulmuş bulunan Kürt bölgesinin bağımsızlığının da kabul edilmesi anlamına geldiği yorumunda bulundu. Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesut Barzani de politikanın savaşmaktan çok daha zor olduğunu söyledi ve "Politikada çok fazla cephe var" dedi. Barzani, "Son on yılda dünyada insanlara özgürlüklerini veren pek çok büyük gelişme oldu" dedi ve "Bölgemizde de benzer gelişmelerin olması beni hiç de şaşırtmaz" diye konuştu. Ancak gazete, Barzani’nin sözcükleri çekerken çok dikkatli olduğunu ve Amerikalı dostları ile ülkelerinde ciddi bir Kürt azınlık barındıran Türkiye ve İran gibi ülkelere karşı saldırgan bir tutum sergilememeye dikkat ettiğini belirtti. "KÜRTLER’İN BAĞIMSIZLIĞI AN MESELESİ" Konu ile ilgili gazeteye konuşan Irak Anayasa Komitesi’nin Şii üyelerinden Wael Abdül Latif, "Kürtler sanki bir ülkenin temsilcisiymişler ve Irak da başka ülkeymiş gibi davranıyorlar. Bu anayasa ile Kürtler’in bağımsızlığı an meselesi" dedi.ANKA
IRAK ANAYASASI IRAK’IN SONUNU GETİRİR
DG
Bağdat’ta anayasa tartışmaları bitmek bilmiyor. Anayasa ile Irak muhtemelen federal sisteme geçerek, kendi ipini kendisi çekecek. Şeriat “hukuk sisteminin başlıca kaynağı” olacak. Din özgürlüğünün yanı sıra “mezhep özgürlüğü” diye bir kavram da hayata geçecek. Petrol gelirleri de adil paylaşılacak. Ama petrol gelirlerinin nasıl adil paylaşılabileceği belli değil. Daha kötüsü anayasa petrolün değil, ama ülkenin nasıl paylaşılacağını ve paylaştırılacağını ortaya koyuyor.
Uluslararası basına göre, Irak’ın geleceği için tasarlanan federal sistemde, Irak Cumhuriyeti Federal Devleti, bir başkentten, bölgelerden, yetkisi genişletilen valiliklerden oluşuyor ve toprak bütünlüğü prensibini temel alıyor. Bir bakıma merkezi otorite minimize edilerek, Afganistan’da neredeyse bütün bölgelerin savaş ağalarına teslim edildiğinde olduğu gibi, Irak da küçük ve etkisiz, ama birbirini dengeleyen bölgelere ayrıştırılacak. Bir başka deyişle Irak’ta atomizasyon sağlanıp, bunun doğuracağı polarizasyon ile dengeleme politikası güdülecek.
Anayasada iki veya daha fazla bölgenin, bir referandum sonucu, tek bir kimlik altında toplanabileceği ifâde ediliyor. Buradan hareketle, Irak’ta Şiî, Kürt ve Sünnî bölgelerinin temel üç ana bölge olmakla beraber, hem kendi içlerinde ayrı bölgelere ayrılabileceği, aynı zamanda üç ana unsurdan görece büyük olan ikisinin üçüncü ile kalıcı ve geçici ittifaklar ile birbirine denge ve üstünlük sağlayabileceği öngörülüyor.
Bölgesel hükümetlere yasama, yürütme ve yargı gücü veriliyor. Bir başka deyiş ile her biri “devlet” kılınıyor. Bölgesel yasama organları ve mensupları bölge sakinleri tarafından seçilen tek bir meclisten oluşacak. Bu durumda başta “petrol” konusu olmak üzere, herhangi bir bölgesel yönetimin Bağdat’ın aldığı karara muhalif bir tutum belirlemesi ve ayrı bir politika izlemesine de müsaade ediliyor.
Bölgesel yürütme organları, o bölgenin başkanına bağlı olacak. Sadece bu politika bile Bağdat’tan bölgeye herhangi bir yetkilinin koruma ordusu ile dahi gidememesi sonucunu doğurur.
Yetki genişletme prensiplerine göre, kendi kendini idare edebilmek için bir bölgeye bağlı olmayan valilikler en geniş mali ve idari yetkilere sahip olacak. Valilik konseyi hiçbir kuruma veya bakana bağlı olmayacak.
Bölgeler ve valiliklerin, büyükelçiliklerde ve diplomatik yerlerde kültürel, sosyal ve yerel gelişme meselelerini takip etmek amacıyla temsil büroları açma hakkı var. Bu yaklaşımın tek bir sonucu olabilir; O da Irak açısından geleceğin bir facia hâline gelmesi. Bu tutum Irak’ta milletler ve mezhepler arasında savaşı başlatıp, komşu ülkeler üzerinde de vakum efektine sahip olabilir.
Temsilciler Federal Meclisi'nde 1 koltuk 100.000 Iraklıyı temsil edecek. Üyeler, tüm Irak halkını temsil edecek ve görev süreleri 4 sene olacak. Sandalyelerin en az %25'i kadınlara ait olacak. Bu durumda her millî ve dinî grup her bir 100.000 üyesi için bir sandalyeye sahip olmalı. Ama bunun gerçekleşmesi sadece ham bir hayal.
Irak Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu federal yürütme organı konumunda olacak. Iraklı anne-babadan olup, Irak doğumlu ve 40 yaşını geçkin olması gereken cumhurbaşkanını Temsilciler Meclisi, üçte ikilik çoğunluğu sağlayarak, kendi üyelerinin arasından ve dört senelik bir görev için seçecek.
Yürütmede cumhurbaşkanının altında, seçimlerde en çok oyu alan parti başkanının kuracağı hükûmet yer alacak. Başbakanı bakanlar seçecek. Bu sistemde –anayasada yazdığına göre- bakanlar kurulu ve başkanı yürütmeden sorumlu olacak. Muhtemelen bu noktada cumhurbaşkanı ve başbakan birbirinin dengeleyicisi olarak öngörülmüş.
Anayasaya göre “demokratik prensiplere karşı olan bir kanunu ilan etmek yasak” olacak. Büyük bir olasılıkla bu madde merkezî hükûmet ile bölgeseller arasında çok ciddi bir meşruîyet tartışmasını ve birbirine yönelik itirazların temeli olacak.
Anayasa Irak’ı, “çok uluslu, çok mezhepli ve çok kültürlü” bir ülke olarak tarif ediyor. Irak’ın aidiyeti ise “Müslüman dünyanın bir parçası” ve “Arap halkı Arap ulusunun bir parçası” şeklinde, kendi içinde akıl almaz bir çelişki ile niteleniyor.
Modern siyâsî deyimlerden içerikleri bilinmeden cahilce yararlanılarak yazılan anayasa hem “çok uluslu” hem “çok kültürlü” olmayı hem de “Arap ulusunun parçası” gibi bir üst kimlikle sunarken, resmî dil olarak sadece Arapça ve Kürtçe’ye yer veriyor. Nerede kaldı, çok ulusluluk, nerede kaldı çok kültürlülük. Üstelik bunların dışında kalan dillerin temsilciler meclisi, bakanlar kurulu, mahkemeler ve kongreler gibi resmî yerlerde kullanımı ise yasak!
Petrol ve gaz konusunda ise anayasa şöyle diyor;
“Petrol ve gaz Irak halkına aittir. Federal hükümet, petrol ve gazı bölgeler ve valilikler ile işbirliği içerisinde yönetir. Gelirler, ülkedeki nüfus yoğunluğu göz önüne alınarak adil bir şekilde paylaşılır”.
Şu anda Irak’ta hangi şehrin ne kadar nüfusu olduğu bile belli değil. Federal hükümet, yani merkezi yönetim –bu maddeye göre- Irak’ın ulusal kaynaklarının sahibi değil. Ulusal kaynaklar merkezî yönetim ile bölgeler ve valiler arasında işbirliği ile yönetilecek. Örneğin Kürt grupların biri “vermiyorum” derse, Bağdat hiçbir şey yapamayacak.
Bu maddeler bir ülke anayasasından ziyâde “yağma için işbirliği tutanağı” görünümüne sahip. Hiçbir ülke için daha büyük kötülük olamaz. Anayasa ülkeye düzen veya nizam getirmek yerine, sadece yaşanan trajedinin daha üst bir seviyeye çıkmasının kurallarını içeriyor.
Bu arada The Washington Post’un da belirttiği gibi, Iraklı yetkililer, siyasi liderler, insan hakları savunucuları ve kurbanların ailelerine göre; çoğunlukla Irak hükümetine bağlı güvenlik güçlerinin birer parçası olarak operasyonlar düzenleyen Şii ve Kürt milisler, bir dizi adam kaçırma, suikast ve diğer yıldırma eylemleri gerçekleştirerek ülkenin kuzey ve güney kesimlerindeki kontrollerini pekiştiriyor ve Irak'taki etnik ve mezhepsel farklılıkların daha da derinleşmesine neden oluyorlar.
Şiilerin egemen olduğu güneydeki Basra kenti ve Kürtlerin yönettiği kuzeydeki Musul ile çevre köy ve şehirlerin sakinleri, milislerin giderek kuvvetlenen hakimiyetleri karşısında güçsüz kaldılar.
Saddam’ı deviren ve beceriksizce Irak’ın her şehrinde bir Saddam olmasına neden ABD, milislerin ve bağlı bulundukları siyasi grupların büyüyen otoritesi ile arazilere el koyma, düşman olarak algıladıkları diğer gruplara meydan okuma ve destekçilerini koruma altına alma çabalarına karşı ses çıkarmıyor.
Irak’ta hükümetin kurulmasından bu yana Irak'ın ikinci en büyük kenti olan Basra'da düzenlenen düzinelerce suikastta eski Baas Partisi üyeleri, Sünni siyasi liderler ve rakip Şii grupların yetkilileri öldürüldü. Basra'da mayıs ayından bu yana 65 suikast düzenlendi. Bu suikastların birçoğu polis araçları içindeki üniformalı kişilerce gerçekleştirildi. Bölgenin Valisi, Şii milislerin polis kuvvetleri içine sızdığını belirtirken, bir yetkili de polis memurlarının %90'a yakınının dini partilere bağlı olduklarını ifade ediyor.
Basra'nın 13,600 kişilik polis örgütü kentte güvenlikten ziyade bir korku aracına dönüşmüş durumda. Güneyde Şiî gruplar ve kuzeyde Kürtler dehşet saçıyor.
Kuzey Irak'ta ise durum çok daha kötü. Kürt partiler daha önceden varlığı bilinmeyen beş tutukevinde, kaçırılan ve ülkenin üçüncü en büyük kenti olan Musul'dan ve İran sınırına kadar uzanan bölgedeki birçok yerleşim yerinden gizlice çıkartılan yüzlerce, Sünni Arabı, Türkmeni ve diğer azınlık mensuplarını tutuyor. Görgü tanıkları, aslında ABD destekli Irak ordusunun emri altında bulunması gereken bu milis gruplarının, Kürtlerin çıkarlarına karşı faaliyet gösterdiklerini düşündükleri hükümet yetkililerini ve siyasi liderleri dövdüğü ve tehdit ettiğini, kanlar içinde bir yetkilinin Musul'da bir kamyonetin arkasında teşhir edildiğini söylüyorlar.
Betnahrain adlı insan hakları örgütünün Başkanı Nahrain Toma, "Saddam'ın yaptıkları ile Kürtlerin burada yaptıkları şeyler arasında hiçbir fark göremiyorum" diyor.
The Washington Times’a göre Toma, Şii ve Kürtlerin uyguladıkları taktiğin ABD'nin arta kalan saygınlığını da erittiğini, zira birçok kişinin, milislerin Amerika ve İngiltere'nin icazetiyle hareket ettiğini söylüyor. Toma şöyle konuşuyor: "Artık hiç kimse Amerikalılarla alakalı bir şey istemiyor. Neden? Çünkü Amerikalılar iktidarı Kürtlere ve Şiilere verdiler. Onlardan başka kimsenin hiçbir hakkı yok."
Ama dürüst bir cevap vermek gerekirse, süper gücün imkanları peşmergelerle başa çıkmaya yetmiyor. ABD Haziran ayında “hukuksuz tutuklamalara” son verilmesi çağrısında bulunmuştu...
İnsan hakları savunucuları, siyasi liderler ve serbest bırakılan tutuklular, Kürtlerin gözaltına aldıkları insanları Erbil, Süleymaniye, Dohuk, Akrah ve Şaklava'daki hapishanelerde tuttuklarını bildiriyorlar. Toplam tutuklu sayısı bilinmiyor. ABD ordu yetkililerinin haziran ayında yayımladıkları bir açıklamada yalnızca Kerkük'te 180 kişinin gözaltında olduğu bildirilirken, siyasi liderler bu sayının 500'ü aştığını belirtiyorlar. Musul'da 120 ailenin geçen ay kayıp yakınları için İnsan Hakları İslam Örgütü'ne başvuruda bulundukları kaydediliyor. Irak Kızılayı'nın Erbil temsilcisi Nevazad Kadir, kentte yüzlerce kişinin tutuklu bulunduğunu, yüzlercesinin ise diğer hapishanelere kapatıldığını söylüyor.
Bu şartlar altında böyle bir anayasa kurulması, Irak için “istikrar” değil, “iç savaş” tasarımları olduğunu gösteriyor. Anayasa yürürlüğe girdikten sonra her an bir bölgesel yönetim bağımsızlığını ilân edebilir…
Bağdat’ta anayasa tartışmaları bitmek bilmiyor. Anayasa ile Irak muhtemelen federal sisteme geçerek, kendi ipini kendisi çekecek. Şeriat “hukuk sisteminin başlıca kaynağı” olacak. Din özgürlüğünün yanı sıra “mezhep özgürlüğü” diye bir kavram da hayata geçecek. Petrol gelirleri de adil paylaşılacak. Ama petrol gelirlerinin nasıl adil paylaşılabileceği belli değil. Daha kötüsü anayasa petrolün değil, ama ülkenin nasıl paylaşılacağını ve paylaştırılacağını ortaya koyuyor.
Uluslararası basına göre, Irak’ın geleceği için tasarlanan federal sistemde, Irak Cumhuriyeti Federal Devleti, bir başkentten, bölgelerden, yetkisi genişletilen valiliklerden oluşuyor ve toprak bütünlüğü prensibini temel alıyor. Bir bakıma merkezi otorite minimize edilerek, Afganistan’da neredeyse bütün bölgelerin savaş ağalarına teslim edildiğinde olduğu gibi, Irak da küçük ve etkisiz, ama birbirini dengeleyen bölgelere ayrıştırılacak. Bir başka deyişle Irak’ta atomizasyon sağlanıp, bunun doğuracağı polarizasyon ile dengeleme politikası güdülecek.
Anayasada iki veya daha fazla bölgenin, bir referandum sonucu, tek bir kimlik altında toplanabileceği ifâde ediliyor. Buradan hareketle, Irak’ta Şiî, Kürt ve Sünnî bölgelerinin temel üç ana bölge olmakla beraber, hem kendi içlerinde ayrı bölgelere ayrılabileceği, aynı zamanda üç ana unsurdan görece büyük olan ikisinin üçüncü ile kalıcı ve geçici ittifaklar ile birbirine denge ve üstünlük sağlayabileceği öngörülüyor.
Bölgesel hükümetlere yasama, yürütme ve yargı gücü veriliyor. Bir başka deyiş ile her biri “devlet” kılınıyor. Bölgesel yasama organları ve mensupları bölge sakinleri tarafından seçilen tek bir meclisten oluşacak. Bu durumda başta “petrol” konusu olmak üzere, herhangi bir bölgesel yönetimin Bağdat’ın aldığı karara muhalif bir tutum belirlemesi ve ayrı bir politika izlemesine de müsaade ediliyor.
Bölgesel yürütme organları, o bölgenin başkanına bağlı olacak. Sadece bu politika bile Bağdat’tan bölgeye herhangi bir yetkilinin koruma ordusu ile dahi gidememesi sonucunu doğurur.
Yetki genişletme prensiplerine göre, kendi kendini idare edebilmek için bir bölgeye bağlı olmayan valilikler en geniş mali ve idari yetkilere sahip olacak. Valilik konseyi hiçbir kuruma veya bakana bağlı olmayacak.
Bölgeler ve valiliklerin, büyükelçiliklerde ve diplomatik yerlerde kültürel, sosyal ve yerel gelişme meselelerini takip etmek amacıyla temsil büroları açma hakkı var. Bu yaklaşımın tek bir sonucu olabilir; O da Irak açısından geleceğin bir facia hâline gelmesi. Bu tutum Irak’ta milletler ve mezhepler arasında savaşı başlatıp, komşu ülkeler üzerinde de vakum efektine sahip olabilir.
Temsilciler Federal Meclisi'nde 1 koltuk 100.000 Iraklıyı temsil edecek. Üyeler, tüm Irak halkını temsil edecek ve görev süreleri 4 sene olacak. Sandalyelerin en az %25'i kadınlara ait olacak. Bu durumda her millî ve dinî grup her bir 100.000 üyesi için bir sandalyeye sahip olmalı. Ama bunun gerçekleşmesi sadece ham bir hayal.
Irak Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu federal yürütme organı konumunda olacak. Iraklı anne-babadan olup, Irak doğumlu ve 40 yaşını geçkin olması gereken cumhurbaşkanını Temsilciler Meclisi, üçte ikilik çoğunluğu sağlayarak, kendi üyelerinin arasından ve dört senelik bir görev için seçecek.
Yürütmede cumhurbaşkanının altında, seçimlerde en çok oyu alan parti başkanının kuracağı hükûmet yer alacak. Başbakanı bakanlar seçecek. Bu sistemde –anayasada yazdığına göre- bakanlar kurulu ve başkanı yürütmeden sorumlu olacak. Muhtemelen bu noktada cumhurbaşkanı ve başbakan birbirinin dengeleyicisi olarak öngörülmüş.
Anayasaya göre “demokratik prensiplere karşı olan bir kanunu ilan etmek yasak” olacak. Büyük bir olasılıkla bu madde merkezî hükûmet ile bölgeseller arasında çok ciddi bir meşruîyet tartışmasını ve birbirine yönelik itirazların temeli olacak.
Anayasa Irak’ı, “çok uluslu, çok mezhepli ve çok kültürlü” bir ülke olarak tarif ediyor. Irak’ın aidiyeti ise “Müslüman dünyanın bir parçası” ve “Arap halkı Arap ulusunun bir parçası” şeklinde, kendi içinde akıl almaz bir çelişki ile niteleniyor.
Modern siyâsî deyimlerden içerikleri bilinmeden cahilce yararlanılarak yazılan anayasa hem “çok uluslu” hem “çok kültürlü” olmayı hem de “Arap ulusunun parçası” gibi bir üst kimlikle sunarken, resmî dil olarak sadece Arapça ve Kürtçe’ye yer veriyor. Nerede kaldı, çok ulusluluk, nerede kaldı çok kültürlülük. Üstelik bunların dışında kalan dillerin temsilciler meclisi, bakanlar kurulu, mahkemeler ve kongreler gibi resmî yerlerde kullanımı ise yasak!
Petrol ve gaz konusunda ise anayasa şöyle diyor;
“Petrol ve gaz Irak halkına aittir. Federal hükümet, petrol ve gazı bölgeler ve valilikler ile işbirliği içerisinde yönetir. Gelirler, ülkedeki nüfus yoğunluğu göz önüne alınarak adil bir şekilde paylaşılır”.
Şu anda Irak’ta hangi şehrin ne kadar nüfusu olduğu bile belli değil. Federal hükümet, yani merkezi yönetim –bu maddeye göre- Irak’ın ulusal kaynaklarının sahibi değil. Ulusal kaynaklar merkezî yönetim ile bölgeler ve valiler arasında işbirliği ile yönetilecek. Örneğin Kürt grupların biri “vermiyorum” derse, Bağdat hiçbir şey yapamayacak.
Bu maddeler bir ülke anayasasından ziyâde “yağma için işbirliği tutanağı” görünümüne sahip. Hiçbir ülke için daha büyük kötülük olamaz. Anayasa ülkeye düzen veya nizam getirmek yerine, sadece yaşanan trajedinin daha üst bir seviyeye çıkmasının kurallarını içeriyor.
Bu arada The Washington Post’un da belirttiği gibi, Iraklı yetkililer, siyasi liderler, insan hakları savunucuları ve kurbanların ailelerine göre; çoğunlukla Irak hükümetine bağlı güvenlik güçlerinin birer parçası olarak operasyonlar düzenleyen Şii ve Kürt milisler, bir dizi adam kaçırma, suikast ve diğer yıldırma eylemleri gerçekleştirerek ülkenin kuzey ve güney kesimlerindeki kontrollerini pekiştiriyor ve Irak'taki etnik ve mezhepsel farklılıkların daha da derinleşmesine neden oluyorlar.
Şiilerin egemen olduğu güneydeki Basra kenti ve Kürtlerin yönettiği kuzeydeki Musul ile çevre köy ve şehirlerin sakinleri, milislerin giderek kuvvetlenen hakimiyetleri karşısında güçsüz kaldılar.
Saddam’ı deviren ve beceriksizce Irak’ın her şehrinde bir Saddam olmasına neden ABD, milislerin ve bağlı bulundukları siyasi grupların büyüyen otoritesi ile arazilere el koyma, düşman olarak algıladıkları diğer gruplara meydan okuma ve destekçilerini koruma altına alma çabalarına karşı ses çıkarmıyor.
Irak’ta hükümetin kurulmasından bu yana Irak'ın ikinci en büyük kenti olan Basra'da düzenlenen düzinelerce suikastta eski Baas Partisi üyeleri, Sünni siyasi liderler ve rakip Şii grupların yetkilileri öldürüldü. Basra'da mayıs ayından bu yana 65 suikast düzenlendi. Bu suikastların birçoğu polis araçları içindeki üniformalı kişilerce gerçekleştirildi. Bölgenin Valisi, Şii milislerin polis kuvvetleri içine sızdığını belirtirken, bir yetkili de polis memurlarının %90'a yakınının dini partilere bağlı olduklarını ifade ediyor.
Basra'nın 13,600 kişilik polis örgütü kentte güvenlikten ziyade bir korku aracına dönüşmüş durumda. Güneyde Şiî gruplar ve kuzeyde Kürtler dehşet saçıyor.
Kuzey Irak'ta ise durum çok daha kötü. Kürt partiler daha önceden varlığı bilinmeyen beş tutukevinde, kaçırılan ve ülkenin üçüncü en büyük kenti olan Musul'dan ve İran sınırına kadar uzanan bölgedeki birçok yerleşim yerinden gizlice çıkartılan yüzlerce, Sünni Arabı, Türkmeni ve diğer azınlık mensuplarını tutuyor. Görgü tanıkları, aslında ABD destekli Irak ordusunun emri altında bulunması gereken bu milis gruplarının, Kürtlerin çıkarlarına karşı faaliyet gösterdiklerini düşündükleri hükümet yetkililerini ve siyasi liderleri dövdüğü ve tehdit ettiğini, kanlar içinde bir yetkilinin Musul'da bir kamyonetin arkasında teşhir edildiğini söylüyorlar.
Betnahrain adlı insan hakları örgütünün Başkanı Nahrain Toma, "Saddam'ın yaptıkları ile Kürtlerin burada yaptıkları şeyler arasında hiçbir fark göremiyorum" diyor.
The Washington Times’a göre Toma, Şii ve Kürtlerin uyguladıkları taktiğin ABD'nin arta kalan saygınlığını da erittiğini, zira birçok kişinin, milislerin Amerika ve İngiltere'nin icazetiyle hareket ettiğini söylüyor. Toma şöyle konuşuyor: "Artık hiç kimse Amerikalılarla alakalı bir şey istemiyor. Neden? Çünkü Amerikalılar iktidarı Kürtlere ve Şiilere verdiler. Onlardan başka kimsenin hiçbir hakkı yok."
Ama dürüst bir cevap vermek gerekirse, süper gücün imkanları peşmergelerle başa çıkmaya yetmiyor. ABD Haziran ayında “hukuksuz tutuklamalara” son verilmesi çağrısında bulunmuştu...
İnsan hakları savunucuları, siyasi liderler ve serbest bırakılan tutuklular, Kürtlerin gözaltına aldıkları insanları Erbil, Süleymaniye, Dohuk, Akrah ve Şaklava'daki hapishanelerde tuttuklarını bildiriyorlar. Toplam tutuklu sayısı bilinmiyor. ABD ordu yetkililerinin haziran ayında yayımladıkları bir açıklamada yalnızca Kerkük'te 180 kişinin gözaltında olduğu bildirilirken, siyasi liderler bu sayının 500'ü aştığını belirtiyorlar. Musul'da 120 ailenin geçen ay kayıp yakınları için İnsan Hakları İslam Örgütü'ne başvuruda bulundukları kaydediliyor. Irak Kızılayı'nın Erbil temsilcisi Nevazad Kadir, kentte yüzlerce kişinin tutuklu bulunduğunu, yüzlercesinin ise diğer hapishanelere kapatıldığını söylüyor.
Bu şartlar altında böyle bir anayasa kurulması, Irak için “istikrar” değil, “iç savaş” tasarımları olduğunu gösteriyor. Anayasa yürürlüğe girdikten sonra her an bir bölgesel yönetim bağımsızlığını ilân edebilir…
Perşembe, Eylül 01, 2005
Birlesik Irak Projesi

hazirlayan
Savas Karakaplan
Kasim 2001
Korfez Kiriziyle birlikte Irak'in kuzeyi ve guneyinde meydana gelen otorite boslugu, ozellikle kuzeyde bagimsizlik konusunu gundeme getirmistir. Ardindan cizilen senaryolar, etnik ve mezhep ayriliklarina gore Irak'i guneyde Sii Arap, Bagdat merkezli Sunni Arap ve kuzeyde Kurtler olarak uc guruba ayirmaktadir. Bu senaryolar icerisinde Turkmenler ve Asurilere yer verilmemektedir. Diger bir ifade ile Kurtlerin kontrolunde ve asimile edilmesi ongorulmustur.
11 Eylul ile baslayan ve Bagdat'ta bir rejim degisikligini gundeme getiren gelismeler, soz konusu senaryolarin raftan alinip muzakereye acilmasini gerektirmistir.
Turkiye'mizin butunlugunun garantoru konumundaki onemli unsurlardan biri durumundaki Turkmenlerin varligini ve diger guruplarin varliklarini adil bir sekilde kabul eden, su ana kadar hazirlanmis tek proje olarak Irak Birlesik devleti projesini bilgi ve takdirlerinize sunuyorum.
Link:
http://www.angelfire.com/gundam/iraqunited/index.html
BİRLEŞİK IRAK DEVLETI
Nüfusu: yaklaşık 21 milyonYüz ölçümü: 437 000 KM2Yönetım şeklı: Federasyon
EYALETLER
Kürt Eyaletı (Kuzeydoğu Irak)Nüfus: yaklaşik 3,5 milyon Kürt çoğunluk
Türkmen Eyaletı (Türkmeneli)Nüfus: yaklaşik 3,5 milyon Türkmen çoğunluk
Bağdat Eyaletı (Orta Irak)Nüfus: yaklaşik 7 milyon ve nüfusun %60 sünni Arap çoğunluk (0,5 milyon cıvarında Türkmen)
Basra Eyaletı (Güney Irak)Nüfus: yaklaşik 7 milyon ve nüfusun %90 şii Arap çoğunluk
Idari Sema
Rejim; demokratik, parlamenter, federatıf yapıda olmalı,
Anayasa; kuvvetler ayrılığını içeren, sivil, insan haklarına saygılı ve etnik realıteyi güvence altına alan yapıda olmalı,
Devlet başkanı ve hükümet yasama organı (Parlamento) tarafından seçilmeli,
Ulusal Birleşik Konseyi; Milliyetler ve Mezhepler Komitelerınden oluşmalı, Milliyetler komitesı ise; Arap, Kürt, Türkmen ve Aşuri etnik gruplarının birer temsilcilerınden oluşmalı, Mezhepler Komitesı ise; Şii ve Sünni mezheplerının ikişer temsilcilerınden oluşmalı. Temsilciler veto hakkına sahip olmalı, seçilme veya atama şekli anayasada belırlenmelı. Konseyin, yasama ve yürütme organlarını milliyetler ve mezhepler konusunda denetlemelı,
Halk Meclisi üyelerı Irak halkı tarafından seçilmeli, 200 vekilden oluşmalı, Eyalet Meclisi üyelerı ise, eyalet halkı tarafından seçilmelı, her eyalet meclisi 50 vekilden oluşmalı, Merkezi Eyaletler Meclisi (Senato) ise, her dört eyaletın eşit sayıda gödereceklerı (4x15) 60 temsilciden oluşmalıç Halk Meclisi ile Eyaletler Meclisi birlikte merkezi yasama organını (Parlamento) oluşturmalı,
Eyalet . Merkez ilişkilerı federasyon esasına göre belirlenmeli. Eyaletler, Eyalet Meclisi ve Eyalet Hükümeti tarafından yönetilmeli, Devlet başkanı, başbakan, ilgilı bakanlar, eyalet hükümet başkanları ve ordu komutanlarından oluşan bir *Yüksek Savunma Konseyi* kurulmalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)