Salı, Ocak 31, 2006

Irak Kerkük’te Beşiktaş sevgisi bambaşka


Sayı: 582 - 30.01.2006
Ufuk Şanlı - Haşim Söylemez
Kerkük’te Beşiktaş sevgisi bir başka. Şehrin ilk Türkmen takımının futbolcusundan yöneticisine kadar herkesin fanatik Beşiktaşlı olması bunun en iyi göstergesi. Yeni kurulan takımın en büyük hayali bir gün Beşiktaş’la özel bir maç yapmak.
Silahların gölgesinde yapılan seçimlerdeki ihlaller ve kente sonradan gelen yerleşimcilerle ilgili tartışmalar devam ededursun, Kerkük sokaklarında bir taraftan da yeni başlayan Irak liginin heyecanı yaşanıyor. Irak liginin yeni takımları ABD işgali sonrasında ülkede yaşanan etnik ve dinî parçalanmaya da ayna tutuyor. Savaşın tüm çirkinliğine rağmen, futbol tüm dünyada olduğu gibi Irak’ın kuzeyinde de gündemdeki yerini koruyor. Sokaklarda Real Madrid, Manchester United, Liverpool veya Dortmund formalı gençler dolaşıyor. Kerkük’ün Türkmen mahallerinde ise Beşiktaş ve Fenerbahçe formasıyla gezen gençler göze çarpıyor. Futbola olan büyük ilgiyi halı sahalar olmadığı için toprak sahalarda hatta boş caddelerde yapılan çekişmeli maçlarda görmek mümkün. Sokak aralarında ve boş arsalarda yapılan maçların ülkenin diğer şehirlerindeki maçlardan farklı bir yanı var. ABD işgaliyle başlayan süreçte ülke adım adım etnik ve dinî açıdan parçalanmaya giderken bu süreçten Kerkük futbolu da nasibini alıyor. Savaştan önce Irak liginde tek takım olarak şehri temsil eden Kerkük Spor, savaştan sonra tıpkı ülke gibi parçalanır. Bu dönemde Türkmen, Kürt ve Araplar kendi spor kulüplerini kurarak yeşil sahalarda mücadele ederler.Üç yıl önce kurulan ve Irak tarihinin ilk ve tek Türkmen takımı “Kerkük Türkmen Ocağı” ya da bilinen adıyla “Türkmenspor” kısa zamanda şehrin en bilinen takımı haline gelir. Irak 3. Ligi’nde mücadele eden takımın teknik direktörlüğünü, bir zamanlar Irak Ordu millî takımı formasını da giymiş deneyimli bir isim olan Şahap Kerküklü yapıyor. Yaşları 17 ila 22 arasında değişen gençlerden kurulu 20 kişilik kadronun, bir anda mahalle arası maçlardan profesyonel kariyere geçiş yapan isimlerden oluştuğunu anlatan Kerküklü, oyuncularını uzun lig maratonuna bedenen ve zihnen hazırlamaya çalışıyor. Oldukça disiplinli, az konuşan bir çalıştırıcı görünümü veren Kerküklü hoca, oyuncularının çalışma azim ve disiplinlerinden son derece memnun olduğunu söylerken, bir taraftan da kafasını kaldırmadan oyuncularına talimatlar veriyor. “Daha çok gençler ve çok çalışmaları gerekiyor. Bu gençlerin içinde ileride yıldız olabilecek oyuncular var.” derken hatalı bir gol yiyen 18 yaşındaki kaleciyi sert bir ses tonuyla ikaz ediyor. Antrenmanlarını Kerkük’ün Sarıkahya Mahallesi’ndeki toprak sahada yapan genç futbolcuların kramponları, formaları hatta topları bile sınırlı. Bu yüzden formalarını sadece resmî maçlarda giyebiliyorlar. Malzeme sıkıntısı yaşamalarına karşın hiçbir yönetici ve oyuncu bu durumdan şikâyet etmiyor. Oyuncular tüm zorluklara karşın işlerini oldukça ciddiye alıyor. Takımın 19 yaşındaki golcüsü Cengiz Türkmen mazisi oldukça yeni bir takım olmalarına karşın kendilerinden çok fazla şey beklendiğini şu sözlerle anlatıyor: “Irak Türkmenleri eğitimli ve kariyer sahibi insanlar. Bu yüzden futbol ve diğer spor dallarından yıllarca uzak durmuşlar. Türkmenleri temsil eden bir takımın kurulması ve başarılı olması bizlere herkesin destek vermesini sağladı.” Takımın orta sahadaki beyni olarak takdim edilen bir başka genç oyuncu Muhammed Cemal ise ülkenin değişen sosyal koşullarının tüm maçları birer milli maç havasına soktuğunu anlatıyor: “Daha önce Kerkük kentinin bir futbol takımı vardı. Bu takımın 11 oyuncusundan 8 tanesi Türkmen, 3 tanesi Hıristiyan Araplardan oluşuyordu. Bugün şehirde her topluluğun ayrı futbol takımı var ve aynı şehir içindeki maçlar bile millî maç havasında oynanıyor.” Kerkük’te Beşiktaş Mahallesi Futbolcular uydu kanalları aracılığıyla sürekli Türkiye Süper Ligi’ni izliyor. Genç futbolcuların örnek aldığı futbolcu Fenerbahçe ve A Millî Takımın başarılı oyuncusu Tuncay Şanlı. Takımın orta saha oyuncularından Fazıl Abdülmecit, “Hepimiz Türkiye’de farklı takımları tutuyoruz ama hepimizin hayalindeki oyuncu Tuncay ağabey. Hepimiz hatta analarımız, babalarımız bile onun başarısı için dua ediyor. Hakan Şükür’ü ve Galatasaray’ı da çok seviyoruz ama Tuncay’ın yeri bir başka…” diyor. Futbolcuların büyük bir bölümü günün birinde Türkiye’deki takımlardan birinde futbol oynamayı hayal ediyor. Ağızlardan ilk olarak Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş takımları çıkıyor. Galatasaray’ın Avrupa’daki başarılarından gözleri parlayarak bahseden genç oyuncuların yüreklerindeki takım ise Beşiktaş. Takımın genel koordinatörü Faik Cemil Kasap, Kerkük Türkmenlerinin Beşiktaş sevgisinin uzun bir geçmişe uzandığını söylüyor. Kasap’ın açıklamalarına göre 1966 yılında Irak Futbol Federasyonu’nun davetlisi olarak ülkeye gelen Beşiktaş futbol takımı Kerkük’te misafir olarak kalır. Bu sırada oyuncularının büyük çoğunluğu Türkmenlerden oluşan Kerkük futbol takımıyla bir dostluk maçı yapar. Maç şehirde günlerce konuşulur. İnsanların Türkiye’ye ve ay-yıldıza duyduğu özlemi gideren Beşiktaş şehirde bir efsane haline gelir. O tarihten itibaren Kerkük şehri Beşiktaş’la yatar, Beşiktaş’la kalkar. “Burada yürekler Beşiktaş için atar. Beşiktaş’ın başarıları ve başarısızlıkları burada günlerce sohbet konusu olur.” diyen genel koordinatör Kasap, takımın son yıllarda aldığı başarısız sonuçların taraftar sayısını azaltmadığını da sözlerine ekliyor. Bu sevginin bir ürünü olarak şehrin bir mahallesine de Beşiktaş adı verilmiş. Tuncay Şanlı hayranı ama Beşiktaşlı genç futbolcuların hayallerinden biri de Beşiktaş’ın yeniden şehre gelmesi ve kendileriyle bir dostluk karşılaşması yapması. Takımın genel sekreteri Abbas Türkmen, bir gün Beşiktaş’ın yeniden şehre geleceğine dair inancını koruyanlardan biri. Türkmen, “Beşiktaş’ın şehre gelmesi burada bir bayram havası estirir. Burada Türkmen, Kürt, Arap herkes zaten kara kartalı bir şekilde biliyor. Gelirse muhteşem olur.” diyor. Türkmenspor futbolcularının gelirleri Türkiye’deki meslektaşlarıyla kıyaslandığında son derece düşük. Asgari ücretin 100 dolar olduğu ülkede, takımın oyuncuları 120 dolar maaş alıyor. Futbolcuların büyük çoğunluğu hâlâ öğrenci oldukları ve aileleriyle yaşadıkları için aldıkları bu maaş oldukça tatmin edici. Mezun olup üniversiteye gidemeyen birkaç oyuncu ise futbolculuğun şu anda para kazanmak için iyi bir meslek olmadığını düşünüyor. Kerkük Türkmenleri Irak sporuna damgasını vuracak Kerkük Türkmenspor, Irak Türkmenleri Öğrenci ve Gençler Birliği (ITÖGB) bünyesinde faaliyet gösteriyor. Irak’taki Türkmenleri temsil eden uluslararası tek sivil toplum örgütü (NGO) olan topluluğun başkanlığını Mehmet Ağaoğlu yapıyor. Musul, Kerkük, Telafer ve Bağdat’ta ofisleri bulunan topluluğun Türkmen gençlerinin fikren, ruhen ve bedenen gelişimini sağlamayı ve onları düzgün bireyler haline getirmeyi amaçladığını anlatan Başkan Ağaoğlu bu anlamda sportif faaliyetlere büyük önem verdiklerini dile getiriyor. Ağaoğlu son üç senede sadece Kerkük kentinde futbol, güreş, tekvando ve atletizm dallarındaözellikle de basketbolda ciddi başarılara imza attıklarını anlatıyor. “Basketbol takımımız K.Irak’ın tüm şehirlerinin yarıştığı bölgesel ligi birinci olarak bitirdi ve önümüzdeki sene profesyonel ligde oynamaya hak kazandı. Yine güreş takımımız Irak genelinde geçen sene ikinci oldu. Ciddi bir potansiyelimiz var ve kısa zamanda Irak sporuna damgamızı vuracağımıza inanıyorum.”

Talabani: Türkmenlere otonomiyi tartışıyoruz

ANKARA(ANKA)
Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Türkmenler için Kürdistan'da otonomiyi tartıştıklarını, Kürtlerin Türkiye'nin görüşü hilafına bağımsızlık ilan etmeyeceğini bildirdi.
Talabani, The New Anatolian gazetesinden İlnur Çevik'in sorularını yanıtladı. Kürt liderlerin Irak'lı Türkmenlere, kuzeyde çoğunlukta bulundukları bölgelerde otonomi verilmesi olasılığını tartıştıklarını belirten Talabani, bunun henüz ayrıntılandırılmadığını bildirdi. Talabani, özellikle Türkiye'nin görüşleri hilafına bir Kürt bağımsızlığı olmayacağını yinelerken, "Şii Araplar İran'a, Sünni Araplar Arap devletlerine özellikle de Suudi Arabistan'a, biz ise Türkiye'ye sahibiz" dedi.
Terörizmin ve aşırı akımların Irak için ciddi tehdit olduğunu anlatan Celal Talabani "Bir elinizde terörizm, diğer elinizde Şii aşırılığı ve Sünni Arap aşırı, milliyetçiliği bulunuyor" dedi.
Talabani, Zarkavi ve El Kaide'nin sıradan Müslümanları küçümsediklerini, Şiileri gerçek Müslümanlar olarak görmediklerini belirtirken "Onlar için Müslüman olduklarını söyleyenlerin çoğu İslam'ın gerçek uygulamalarını bırakmıştır. Onun için inkarcılar olarak öldürülmeleri gerekir. Kendileri gibi köktenci olmayan Sünnileri de İslami inançtan vazgeçmiş büyük günah işleyen kişiler olarak görürler" diye konuştu.
Zarkavi yanlılarının önde gelen bazı Sünnileri öldürdüklerini, bunun Sünniler arasında büyük bir tepkiyi tetiklediğini belirten Talabani, bazı Sünnilerin Zarkavi'ye karşı silahlanmak için hükümete başvurduklarını bildirdi.
Celal Talabani, ABD birliklerine, Şii Araplara, Kürtlere, hatta hükümete karşı çıkan aşırı milliyetçi Sünni Arapların da teröristlerin yanında yeraldıklarını belirtti. Sorunu ulusal birliğin çözebileceğini anlatan Celal talabani, "Politik sürece daha çok Sünni Arabın dahil edilmesi, Sünni aşırılığının azalması açısından yararlı oldu" dedi.
The New Anatolian, Celal Talabani'nin Sünni direnişinin altı ay içinde sona ereceği tahminine yer verdi. Gazete Irak istihbarat yetkilileri İran'ın Arap Sünnilere isyanı sürdürmeleri için örtülü destek verdiğini aktardı.

Pazartesi, Ocak 30, 2006

Stratejik rezerv zorunluluğu


ABD, 1973-74 yıllarındaki petrol ambargosundan sonra stratejik petrol rezervi tutmaya karar verdi. Nedeni, hem ham petrol arzının devamlılığını sağlamak, hem de fiyat şoklarını önleyecek bir stok bulundurmaktı. 1972 yılı sonlarında petrol fiyatları 3.5-4 dolar seviyesindeydi. Yani, yaklaşık olarak bugünkü fiyatlarla 12.5-13 dolar seviyesindeydi. 1973 yılında, OPEC'in Arap üyelerinin, İsrail-Mısır çatışmasında İsrail'e destek veren Batılı ülkelere petrol ambargosu başlatmasıyla petrol fiyatları 12 dolara çıkmıştı. (Bugünkü fiyatlarla 36-38 dolar seviyesi) İşte bu gelişme, ABD'nin stratejik petrol rezervi tutma kararını oluşturdu. 1977 yılından itibaren stratejik petrol rezervleri birikmeye başlarken, 1986 yılının ortalarında tutulan rezerv miktarı 500 milyon varile ulaştı. Bugünkü cari fiyatlarla 32 milyar dolarlık bir stok demek. 1986 yılında, 500 milyon varillik bir stokla, ABD ekonomisi hiç petrol ithal etmeden 118 gün idare edebiliyordu. Bugün ABD'de stratejik petrol rezervi 700 milyon varil seviyesinde ve ithalat yapmadan 59 gün idare edebiliyor. 700 milyon varillik stokun ortalama maliyetinin ise varil başına 27.7 dolar olduğu biliniyor. 700 milyon varillik stok, aslında nerdeyse dünyanın bir haftalık toplam tüketimi demek. Stratejik rezervler tutulmaya başlandığından bu yana, tam 4 kez piyasaya sürülmüş. Bunlardan ilki 1985 yılında deneme amaçlı olarak az bir miktar olurken, 'amaca yönelik' satış 1990-91 yıllarında birinci Körfez Savaşı sırasında 21 milyon varil piyasaya sürülerek yapılmış. En son yapılan satış ise geçen yılki Katrina kasırgası sırasında 11 milyon varillik satış olmuş. ABD, stratejik petrol rezervi biriktirebilmek için şimdiye değin yaklaşık 5 milyar dolarlık bir altyapı yatırımı yapmış. 700 milyon varillik stok için de 17 milyar dolar ödemiş. ABD Başkanı'nın talimatıyla, günlük en fazla 4.4 milyon varil petrol piyasaya sürülebiliyor. Gelelim ülkemizdeki duruma. Türkiye 2005 yılında toplam 23.5 milyon ton (yaklaşık 150 bin varil) ham petrol ithalatı yaparken, 660 bin ton LPG ve petrol ürünü ithal etti. Buna yaklaşık 25 milyar metreküplük doğalgazı da ilave etmek gerekiyor. Son iki yıllık dönemde, bir taraftan dünyada ham petrol ve petrol ürünleri fiyatları artarken, diğer taraftan son birkaç aylık dönemde de doğalgaz arzı ile ilgili sorunlar yaşanıyor. Geçtiğimiz birkaç hafta içinde, önce Ukrayna, sonra da İran üzerinden ülkemize ulaşan doğalgaz arzında sorunlar yaşandı. Hükümet, 'konutlarda sorun yok' diyerek örtülü bir biçimde soruna yaklaşırken, kendi elektriğini üreten sanayi işletmelerinde doğalgaz kesintisi yapıldığı gazetelere yansıdı. Türkiye, öyle görünüyor ki siyasetçilerin gözünde 'her köye elektrik' kampanyası döneminde kalmış. 'Bu yıl istihdam yılı olacak' biçiminde açıklamalar yapan hükümet üyesi bakanların, 'bu istihdam, enerjisi olan işletmelerde mi olacak?' sorusuna nasıl yanıt verecekleri belli değil doğrusu. Geçtiğimiz haftanın 'ironik' haberi, Cezayir'den gelen sıvılaştırılmış gaz yüklü tankerin Çanakkale Boğazı'nı geçmesi olsa gerek; nerdeyse kutlama yapacaktık! Asıl sorumuza gelelim; acaba Türkiye'nin stratejik petrol ve gaz rezervleri var mıdır? Varsa ne kadardır? Yoksa böyle bir stok yapmayı hâlâ düşünmüyor muyuz?

Cumartesi, Ocak 28, 2006

Irak İç Savaşının Portresi


azerbaycan
Rusca


Savaş Nurettin

Irak’ta, özellikle komplo teorileri, ortaya çıkan her sonucun mükemmel bir planlamanın eseri olduğu düşünülse de, Şii ve Kürtler’in Sünnilerle karşı karşıya kalacağı bir stratejinin, sadece planlamadaki yanılma payı ile hesaplanamayacak bir hata olduğu anlaşılmaktadır.


Nisan 2004’te Sünnilerden oluşan bir çok askeri birlik bir gecede ortadan kaybolmuştur.
Haziran 2004 tarihinde devlet sayım bürosunun raporuna göre, Ramadi ve Felluce’yi de kapsayan Irak’ın batısında sivil savunma güçlerinde 5600’den 1000’e 80% düşüklük olmuştur. Bunun gerekçesi de külli firardır.

ABD, 1600 sünni erden olusan özel Felluce birliği kurarak, komutanlığını da Irak İstihbarat Servisinin başına getirdiği eski Baasçi yapacaktır. Meşhur Felluca olayına sebep olan da bu birliğin direnişçilerle işbirliği yaparak ABD ordusunun tahsis ettiği ellerindeki 800 tam/yarı otomatik uzun namlulu silah, 27 cip kamyonet ve 50 radio/telsiz alıcısını teslim etmesdir. Birlik ise Ekim 2004’te sessizce bir emirle dağıtılmıştır.
Buna benzer Kasım 2004’te, Musul ve Ramadi’de 4000 Polis Gücünün 3200’ü direnişçilere katılmadan hemen önce gerekli mühimmat tedarikini yapmıştır. ABD, güvenini kaybettiği polis gücünün tamamını tek taraflı terhis etmiştir.

Kasım ayının sonlarına doğru Musul’u elegeçiren direnişçilere karşı ABD, 2000 Kürt peşmerge milisi Musul’u kontrol etmek ve güneyden de Şii ağırlıklı 5 batalyonu Ramadi polis gücünü kontrol etmesi için çağırmıştır. Güney ve Bağdat civarından da yüzlerce Şii ordusu da Felluce ve Samarra’ya gönderilmiştir.

Şii ve Kürt müdahaleleri Irak’taki etnik ayrımcılığı körüklemiştir. Kürtlerin bu bölgeleri ele geçirip Kürdistan hayaline dahil etmesi ve Saddam’in devrilmesiyle birlikte yaygın yağma eylemleri, yerli halk ve direniçilerde intikam arzusu yaratmıştır. Kürtler Neyneva vilayetinden Arap ve Türkmenleri kaçırarak Kuzey Irak’taki gizli Kürt hapishanelerine götürmüştür. ‘’Hassas etnik tansiyonu şiddetlendirmektedir’’ Washington Post’tan Anthony Shadid ve Steve Fainaru’nun Haziran 2004 Birleşik Devletler notlarindan alıntısı.

ABD, kazanmaktan ve en azından kayıplarını gidermekten başka bir kaygı taşımamıştır. Kürt peşmergeler de bunun tek Iraklı aletiydi.
Yerli halk tarafından ve bölgeyi terketmesinin ardından yetkililerce naletlenen acımasız ‘’Kurt Tugayı’’ da Kürt ve Şiilerden oluşmuştur. Tugayın, işkence uygulayarak direnişçi itirafına zorladıkları bilinmektedir. Hannah Allam Knight Ridder Newspapers
Yerel halkın ve temsilcilerinin bütün itiraz ve polis gücüne katılma taleplerinin red edilmesi ABD’nin korkularini göstermektedir.

ABD, benzer bir şekilde Türkmen bölgelerinde Kürt hakimiyetini ve bunun suistimalini görmezlikten gelmektedir. Kerkük il meclisindeki adaletsiz dağılım ve yönetimden kaynaklanan tıkanıklık bu nedenle uzun süredir giderilememiştir. Türkmen yerel yöneticilerinin ve siyasi partilerinin binlerce ittiraz, şikayet ve önerileri ignore edildikçe yerel halkın etnik tansiyonu yükselmektedir. Ocak seçimlerindeki ihlaller ve Talafer katliamı Türkmenler tarafından büyük tepki ile karşılanmıştır. Kerkuk ve Avrupa’da protesto mitingleri düzenlemişlerdir. ITC . Kerkük’ün statüsü, etnik şiddet açısından gelecek için büyük kaygılar içermektir.

Etnik ayrımcılık üzerine kurulu strateji ve risklerinden ABD elçiliğinin yanısıra ordu da tedirgindir. ABD askeri analistleri ‘Iraklı farklı etnik grup, mezhep ve aşiretleri birbirine karşı ezdirme stratejisi, Irak toplumunun temelinde bulunan kusurlu ayrıkları derinleştirecek ve sivil uyuşmazlıkları arttıracaktır’. Washington Post reporter Ann Scott Tyson.

ABD, geçtiğimiz dönemde, Irak’taki direnişi sadece diğer etnik güçlerle alt edebileceğine inansa da, ABD’li komutanlar içeride tartışmalara yol açacak düzeyde, açıkça itiraf etmeden bunun vahşi ve sinik bir politika olduğunu biliyorlar. Nitekim kendilerini temize çıkarmanın yollarını aramak zorunda kalmışlardır. Ekim 2005 tarihinde Gazeteci Tom Lasster’in yazısı aracılığı ile Bağdat’taki yüksek rütbeli bir ABD’li ‘Buradalarda bu bir yaşam biçimidir, belki de Iraklılar iç savaşlarını yaşamaları gerekiyor’ demecini vermiştir. Bu sözler, ‘ Şarkta canın değeri ucuzdur, hayata bizim kadar değer vermiyorlar’ diyen Vietnam savaşı’nın komutanı general William Westmoreland’ın sözlerini andırmaktadır.

Irak’ta Türkmen, Kürt, Sünni ve Şii arasındaki farklılıklar Saddam sonrası dönemle birlikte derinleşmiştir. ABD de bir iç savaşın oluşma şartlarını ve zeminini hazırlamaktadır.

Cuma, Ocak 27, 2006

Bayram, Türkiye, Türkmen Eli ve...

Arastiran ve Yazan : Muammera Çiğdem

Bayramın üçüncü günü, akşamı...

İnternet uygun kullanıldığı zaman öğrenciler ve öğretmenler için kocaman bir kütüphane, bilgi işlem merkezi. İnternette araştırma turları yapıyorum. Çeşitli ülkelerin televizyonlarını geziyorum. Bazılarını bir müddet dinliyorum. Böylece, araştırmaya devam ediyorum. Derken Türkmen tv'yi buluyorum. Programın adı: "Çocuk Bahçesi Özel" Programdan bazı bölümleriyle, his ve düşüncelerimi aynen aktaracağım:
Türkmen çocuklar...
Davullu zurnalı türkü süylüyor bir delikanlı : ”ha nenni ha nenni”
"Ne böyle bayram ola / ne böyle ayrılıklar /ne böyle sevda ola /ne böyle ayrılıklar /nenni nenni ha nenni"
Ve Zümrüt abla masal anlatmaya başlıyor:

“Bir var idi, bir yok idi”
...
Bir tarafta "iydikum mubarek" , bir tarafta "bayramınız kutlu olsun" yazıyor.
Program Kerkük vakti için yatsı ezanı ile mola veriyor.

Yatsı ezanı eşliğinde görüntüde "İstanbul"...
İstanbul, yar olan diyar İstanbul. Zoruyla, sıkıntısıyla, çilesiyle bile emanet şehir, can-şehir olan İstanbul. Boğazıyla, camileriyle, kız kulesiyle, deniziyle, martılarıyla, gemileriyle, gün batımıyla İstanbul... İstanbul, Türkmen televizyonundaki görüntülerde burun kemiklerini sızlatacak kadar coşkun ve daha bir güzel...
Sonra çocuklarla görüşmeler yapılıyor.
-Adın nedir?
-Meryem
-Bize ne hazırladın?
-Biz Türkmeniz
Bütün çocuklar hep bir ağızdan, "Türkmen eli"ni söylemeye başlıyor.
Sonra başka bir kız çocuk:

"Kalanın dibinde bir taş olaydım"
Evet, türkü söylüyor şirin Türkmen çocukları... Neredeyse hepsi söylenilen türkülere eşlik de ediyor.
-İndi yavru çocuklar, akıllı olanları, sessiz duranları alacağım görüşmeye... gel bala gel! evet, sen ne hazırladın bize?
Kalk ayağa bala!
...
Ağzına sağlık!
Bir küçük ara verelim, bir nefes alalım... sonra programımız devam edecek.
Program bu şekilde devam ederken, mikrofonu ilkokul yaşlarında kendi küçük ama yüreği büyük bir delikanlıya uzatıyor sunucu Hüseyin abi...
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
...
-Evet, hep birlikte alkışlıyoruz arkadaşımızı. Adınızı öğrenebilir miyiz?
-Mehmet.
Bir delikanlı... Adı Mehmet. Bayram için hazırladığı şiir; İstiklal Marşı. Şimdi bu yazıyı okurken pek çok şeyi düşünürken şu ayrıntıyı da düşünelim istiyorum; kaçımız İstiklal Marşı'mızın bu kadarını bir seferde ezbere okuyabiliyoruz?! Sorum yalnız çocuklara değil, hepimize...
Bayram neş'esi içinde, aynı zamanda “bayramlar muhasebedir” düşüncesiyle yazmaya başladım. Bir paylaşım olsun diye... Görülenleri, duyulanları, izlenenleri sizlere de bildireyim diye... Türkmen kardeşlerimizi, Türkiye'yi... diğer kardeş ülkeleri, dindaş ülkeleri... Çocukları, bayramı... Türkçe'yi, anadilimizi... Hepsini birlikte, yeniden ve bıkmadan bir daha düşünelim diye...
*Bu arada Çocuk Bahçesi Özel'den aktardığım bölümlerin hiçbirisinde tercüme yapmadığımı belirtmeliyim. Cümleleri ve konuşulan dili aynen aktardım.